Çocukluğumun sisi , büyükşehirlerin sisine benzemez çok daha
güzel ve anlamlıdır. Artvin’in o dağ
köyünde geçerdi bazı yazlarım, yaz
ortasında bile sisi pusu yağmuru hiç eksik olmayan dağ köyü.
İki katlı ahşap evin önündeki çeşmeden hep pınar suyu
akardı, çeşmenin yanındaki mis gibi yaban gülleri olurdu. Çeşmeden su içmek
için eğildikçe gül kokulu su içerdin adeta.
Çeşmenin arksında meyve ağaçları başlardı bazıları fidan
bazıları 40-50 yıllık ağaçlar. Eğer hava yağmurlu sisli değilse devamında bostan ve çayırlık görünürdü.

Yaşamak da öyle bir şey ne kadar çok birilerine yaklaşmaya
hayatına bir şeyler katmaya çalışsan da eğer bir sis çökerse yapayalnız
kalırsın işte. Yok olur yanı başındaki çeşme, elma fidanı. Beyhudedir
arayışların bir sis çökmeye görsün deli gibi koşarsın, o aydınlık olan karanlıkta
kendinden başka hiç kimseye dokunamadan.
Hermann Hesse şiirinde ne de güzel anlatmış yalnızlığı, yaşamak
aslında Artvin’in dağ köyünde siste yürümektir. Arada bir açan güneşe
aldanmayın unutmayın orada yazları bile hep yağmur yağar ve kurşun geçirmez
sisler hiç eksik olmaz.
SİSTE
Ne tuhaf, siste yürümek!
Her çalı, her taş ıssız,
Ağaçlar görmüyor birbirini,
Hepsi de yalnız.
Hayatım aydınlıkken henüz
Dostlarımla doluydu dünya.
Çöktü işte şimdi sis,
Biri yok ortalıkta.
Karanlığı bilmeyen
Bilge değil, olamaz.
İnsanı ayıran her şeyden,
Karanlık: hafif, kaçınılmaz.
Siste yürümek ne tuhaf!
Yalnız olmaktır yaşamak.
Kimse kimseyi tanımaz,
Herkes yalnız.
Hermann HESSE