7 Ekim 2009 Çarşamba

PENCERELER VE YÜZLER




Bu sabah çok erken uyandım.Bir hastane odasında kendi hikayemin eşliğinde camdan bakıyorum

Yağmur var bu sabah İstanbul’da .Bu Pazar sabahı caddeler boş,caddeler ıslak.Bu manzaranın fotoğraf olmadığını hatırlatan sadece kiremitli çatılarda ki kuşlar.Çatılar görüyorum onlarca,yüzlerce,gözüm ufka takılıyor binlerce.Deniz de sessiz bu sabah kimseyi uyandırmak istemiyor belki o da yağmuru özlemiş hırçınlığını unutmuş yağmuru seyrediyor.

Gri bir deniz gökyüzüyle aynı renk.Üç beş gemi durgun derin uykuda .Bu sabah sanki bir ben uyanık,bir ben ayakta.Çiseleyen yağmurun altında kendi hikayemle beraber yağmuru İstanbul’u seyrediyorum.

Çocukluğumdan beri tanıdığım insanları düşünüyorum.Tanıdığım,hatırladığım,unuttuğum dost kaldığım insanları.Yüzlerce belki de binlerce insan doluyor odama sonra geldikleri gibi sessizce kayboluyor yüzler…..

Bu çatı denizinde bu görünmeyen insan selinde yerim ne kadar da küçük ne kadar da sıradanım.Çatıların altında pencereler ,pencereler.Çatılardan bile daha çok pencereler.Her pencere ayrı bir hikaye,bilinmeyen hatta kimseyi ilgilendirmeyen çok sıradan.

Her pencerede kimseyi ilgilendirmese de,çok sıradan olsa da,yaşayanın canını acıtan,ağlatan,güldüren yaşadığını hatırlatan hikayeler var.Yaşayan insan için başına gelenler ve hayatı kadar önemli bir şey yok iken dünya için onun varlığı ne kadar da sıradan. .Bu kalabalığın içinde sıradan bir insanın varlığı ya da yokluğu ne kadar da önemsiz.Ne büyük bir çelişki.

Bu Pazar sabahı ben kendi hikayemle camdan İstanbul’u seyrederken,camların ardında ki o sıradan hikayeleri merak ediyorum.Her birinin anlatısı önemli olmaya başlıyor benim için.

Şu pembe perdenin ardından ilk aşkın acısını çeken bir genç kız görüyorum sanki.Yüzünü perdelerin ardına saklamış.Kimse görmüyor onu.Benden başka.Solgun yüzünde ki gözyaşları yol yapmış kendine yanaklarından süzülerek damlıyor geceliğine.Atık yaşamak istemiyorum diyor.

Bir inleme,ensemde soğuk nefes aniden başka yöne dönüyorum.Karanlık bir pencere,da daha da karanlık bir oda. Avurtları çökmüş bir çift yaşlı göz.Hızla geçmiş yıllara küskün yaşanan binlerce anıya tutunarak nefes almaya çalışıyor.’’Yaşamak istiyorum ‘’diye inliyor.Çaresizlik çöküyor gözlerime belki bir çok dostu gibi ben de kaçıyorum……

Başka bir yerden bebek ağlaması duyuyorum.Sabahı sabah yapmış kendi de bilmiyor neden ağlıyor.Belki de kendini hayata hazırlıyor.Onu sallayan kollar yorgun uykusuz yarı kapalı.Kirpiklerin arasına dalıyor bir şeyler arıyorum.İşte orada karşılıksız olan en büyük sevgiyi evlat sevgisini görüyorum.Gülümsüyorum…

Gözüm binlerce pencereye takılıyor.Her pencere bana bir şeyler anlatmaya çalışıyor.Biraz önce sadece rüzgarı ,yağmuru dinleyen ben fısıltılar duymaya başlıyorum.Yüzlerce fısıltı sesini yükseltiyor her bir pencere beni kolumdan tutarak kendine çeviriyor.Binlerce kişi bana hikayesini anlatıyor.Aman allahım bu ne ses,gürültü çeşit çeşit yüzler bana bakıyor.Hepsinin hikayesi kendine göre en önemli ola, bu sıradanlık şehrinde.’’Hayır’’ diyorum.’’Artık merak etmiyorum sizi’’

Birden sessizlik çöküyor …….

Tepeden İstanbul’a bakıyorum.Bu Pazar sabahı şehir sessiz yağmur yağmakta.Ben kendi hikayemle baş başa kendimi dinliyorum.Bu sabah bir ben uyanık,bir ben ayakta.Sadece çatılarda uçuşan kuşlar sığınak aramakta.

2 yorum:

  1. bun yazını yeni okuyorum ama baya güzel yazmışsın be doktor kimsede yoruma gelmemiş keşfeden olmamış sanırım kaptırmışsın sende uzun uzun yazmışsın ya uzun yazınca millet sıkılıyor sanki daha kısa öz anlatımlar bekliyor iki cümlede herşey anlatsın her duygu olsun bitsin istiyor toplum toplaştı galiba zıp zıp zıplıyoz durudğumuz yerde yinede kimse kimsenin ne dediğini ne istediğini ne hissettiğiniz anlamıyor anlasada işine geliyor bazen de neyse bende uzatmayim bari bye bye

    YanıtlayınSil
  2. Sevgili Ata bu kadar gerilere gidip bu yazıma yorum bırakman ne hoş :))
    Teşekkür ederim

    YanıtlayınSil