6 Ocak 2010 Çarşamba

NEYE NİYET NEYE KISMET


İnsanların ruhu gibi eşyaların da ruhu vardır. Nereden mi biliyorum? Biliyorum işte; öyle olmasaydı bu öykü yazılamazdı. Nasıl bir bebek doğumundan önce bir yerlerde yaşıyorsa o da vardı bir yerlerde. Heyecanla bekliyordu başına gelecekleri. İlk hatırladığı şey kimyasal kokulu sıcak bir bulamaç. ’’Ben ne olacağım acaba? Bu yaradanlar, ademoğulları bana hangi vücudu ve görevi verecekler? Gürültülü, yarı karanlık, pis hangar gibi bir yerde buldu kendini. Onlarca makine hızlı hızlı çalışıyor dişliler dönüyor bir şeyler presleniyordu. ’’Ne olacağım? Ne olacağım acaba? Tekrar tekrar düşündü heyecanlandı. Önce rengini açtılar ten rengi oldu. Uzun bir tezgahın başında kollar, bacaklar dökülüyordu, başka bir yerden gövdeler geliyordu. En son makine ise erkek yüzünü basıyordu. En güzel erkek yüzünü. Çelimsiz, çirkin, kavruk, kısa boylu, kötü beslenmiş çalışanlara inat, uzun boylu erkek manken yaptılar onu. İçindeki koca boşluğa rağmen içi içine sığmıyordu. Yaradanları, yani bu çirkin ademoğulları kendisini kendilerinden yapmıştı. 1.85 boyunda düzgün bacaklı bol kaslı, karın kısmı baklava deseni denilen cinsinden. İki bacak arasında ki kabartıyı yaparken de malzemeden çalmamışlardı. Kendisini dar bir kıyafet ile hayal etti, gururlandı kabartısı ile. Yukarı doğru omuzları genişliyordu. ’’maşallah’’dedi kendi kendine’’ Yüzücü müyüm ne? Hele yüzü nasıl güzel bir yüz, hiç burada çalışanlara benzemiyordu. Avrupalı gibi ince ama erkeksi hatlar. Düzgün bir burunun üstüne oturtulmuş bir çift mavi göz. Nişantaşı’nda bilinen mağazaların vitrininde düşledi kendini, genç kızların önünden kikirdiyerek geçtiği, delikanlıların kıskançlıkla izlediği vitrin. Yazın kısa dar bir şort, bir elinde güneş gözlüğü diğer elinde sörf tahtası. Kışın deri bir mont, havalı bir atkı, ayağında şu motosikletçilerin giydiği cinsten çizme……Böyle rüya alemine dalmışken kocaman kapkara eller kavradı gövdesini irkildi, iğrendi o ellerden. O ellerin parmak uçlarının derisi kalınlaşır, yer yer minik çatlaklar oluşur. Her gün o çatlaklardan fabrikanın tozu, kiri, boyası nüfus eder derinin altına. Kırk kere de yıkansa, çamaşır suyu tuz ruhuyla da ovulsa, fabrika kiri oturmuştur o ellere, hep kirli görünürler. Bunu nereden bilecekti bizim erkek manken daha yeni geliyordu dünyaya. Kutuya yerleştirilirken kendi ellerine baktı. Beyaz elleri, uzun parmakları son son düzgün tırnaklarını gördü. Ortalık kararmıştı kutunun içinde yeni hayatını doğum gününü bekliyordu.
Arabadaki kadın soluğunu ön cama doğru üflerken ‘’Öfff bir arpa boyu yol gittim’’ diye söylendi. Gaz debriyaj, fren üçlüsüne başlayalı bir kırk dakika kadar olmuştu. Dur kalk ilerliyordu. Camdan dışarısını seyretmeye başladı. İnsanların akşam telaşını, direği koklayan köpeğe, birbirine kur yapan kedilere baktı. Orta yaşlı bir adam sigarasından derin bir nefes aldıktan sonra öksürük krizine tutuldu, ardından hatırı sayılır bir balgam fırlattı bahar güneşinde ısınmaya başlamış asfalta. Midesi kalktı kadının ‘’hayvan ‘’ dedi içinden. Neyse ki önü biraz açılmıştı ilerleyip adamı görüş alanından çıkarabilirdi. Beş on metre sonra trafik yine durdu. Bu sefer araba medikal malzeme satan bir mağazanın hizasında durmuştu. Şimdiye kadar hiç böyle bir mağazanın vitrinini incelememiştim diye düşündü. Haline şükür etti. Göz hizasında olduğundan bakmadan edemiyordu. Boy boy, çeşit çeşit tekerlekli sandalyeler,en çok da çocuklar için olanlara üzüldü. Çiş için ördekler, alttan almak için sürgüler, tansiyon aletleri, takma bacaklar. İçi sıkıldı gülecek, eğlenecek bir şeyler arıyordu. Gözleri mağazanın giriş kapısını yanına konmuş erkek mankene takıldı. Erkek manken hoş tasarlanmıştı ama hali haraptı doğrusu. Yakışıklı yüzü sargılı, omuzu askıda bacağı da atele alınmıştı. En kötüsü de hasta alt bezini kıçına sıkı sıkı sarmışlardı ki erkek manken olduğu belliydi hani. Kikirdemeye başladı ‘’Sendeki de ne talih be adam, neye niyet neye kısmet, sen gel bu vücut ile bir medikal mağazaya manken ol’’ Bir an gözleri mankenin gözlerine takıldı ona bakıyordu sanki. Yaşayan, acı çeken, ağlamaklı, bir çift göz gibi çakmak çakmak baktığına yemin edebilirdi. Yüreği sıkıştı, acıma, korku tanımlayamadığı duygularla boğuşurken, saçmalama kızım diye kendi kendini azarladı‘’ eşyaların ruhu yoktur’’.
İzleniyorum duygusundan kurtulmak için hızla gaza bastı.Öndeki arabaya vurmamak için son anda frene asılırken’’Neye niyet neye kısmet hayatlar’’ geldi aklına.Büyük bir sarsıntı ile araba durdu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme