9 Mayıs 2010 Pazar

GÜLHANENİN PAPAĞANLARI

Bazı öğlen araları alır başımı giderim bakın şimdi de iç orkestram Zülfü’den ‘’Gün olur alır başımı giderim’’ şarkısının çalmaya başladı.

Son zamanlarda iç sesime bir de iç orkestram eklendi hadi hayırlısı bakalım.


Evet bazı öğlenler alır başımı giderim. Gülhane parkına giderim. Belki de siz en son okul ile gittiniz ya da bir tatil günü gidip bir daha gitmemeye yemin etiniz. Benim öğlen arası gitme gibi bir şansım var. Hafta içi saat 12-13 arası tenha olur sessiz olur çok ama çok keyifli olur.

Yüzyıllık çınar ağaçlarının gölgeleri altında hızlı hızlı set üsütü çay bahçesine kadar yürürüm. Bir çay söylerim, minik demlikle gelir, muhteşem boğaz manzarasına karşı tostumu yerken, sevgilimle İstanbul’umla hasret gideririm. Sessizdir her yer, tenhadır kendimi ve doğayı dinleme fırsatı bulurum.


Böyle bir günde sessizliği dinlerken gidiş yolunda farklı bir cinse ait kuş sesleri duydum. Daha cırtlak daha yüksek perdeden. Kaynağı görmek için başımı kaldırdım iyice kaldırdım o çınarlar ne kadar ulu ağaçlarmış öyle başım döndü.( İçim ben bir ceviz ağacıyım Gülhane parkında şarkısı çalmaya başladı ama Gülhane parkında ceviz ağacı yok ) Tüm gökyüzü dallarla kaplıydı bahar ayında olduğumuzdan yapraklar henüz dalları doldurmamış manzarayı kapamamışlardı. Ağaç gövdesinden ayrılarak dallanan, dallandıkça çoğalan, çoğaldıkça incelen, gökyüzüne doğru yükselen damarlar gibiydiler.


Nihayet sesin kaynağını bulmuştum, yeşil papağandı bunlar evet evet yeşil papağanlar. Çok şaşırmıştım İstanbul’da özgür papağanlar daldan dala uçan, ağaç kovuklarına sığınan ve cırtlak sesleri ile öten papağanlar. Hayranlıkla şaşkınlıkla izliyordum onları. O gün İstanbul’umu gemilerini Sarayburnu’nu izlerken bir öykü yazdım Gülhane’in papağanlarına. Ya da Mahmut'un hikayesi siz bilirsiniz.



KAVRUK MAHMUT


Papağanlar, Sarayburnu yakın olduğundan Afrika'dan gelen bir konteyner gemisinde yakalanıyor depoya gönderiliyorlar. Bir gece bekçisi var adı Mahmut 20 yaşında kavruk bir delikanlı. Annesiz babasız büyümüş el kapılarında horlanmanın dozu artınca İstanbul'a gelmiş. Asgari ücretle hem gece bekçiliği yapıyor hem de depoda yaşıyor. Eğer el konulan mallar hayvanlar ise bir o ilgileniyor onlarla besliyor konuşuyor. Yalnızlığın açlığın köleliğin ne demek olduğunu en iyi o biliyor. Yeşil papağanları ömründe ilk defa orada görüyor çok seviyor bu kuşları ama küçük kafeste yaşayamayacaklarını anlıyor birkaç gün sonra. İyi beslediği halde kuşlar ölmeye başlıyor. Dayanamıyor bir gece kafesin üzerinde ki mührü kırıyor. Ellerine aldığı kuşları teker teker gülhaneye doğru salıyor. Üç beş eşyası var Mahmut'un. Boş bir çuvalda topluyor eşyalarını. Dışarı çıktığında soğuk rüzgar yüzünü yalıyor hiç üşümüyor. Mahmut ilk defa hiç bilmediği bir duygu ile tanışıyor. Kendisi ile gurur duymayı öğreniyor, kavruk, kimsesiz Mahmut.

8 yorum:

  1. Çok dokunaklı Kavruk Mahmut'un bu minik hikayesi.

    Boş çuvalda topladığı birkaç eşyasıyla birlikte büyük bir yürek ve derin bir vicdana da sahip olduğunu görünce, onu iyice sevdim üstelik.

    Kalemine sağlık Bucera'cım, anlık gözlem ve hislerini birleştirdiğin bu sürpriz yazılar çok hoş.

    Sevgiler

    YanıtlayınSil
  2. @ sokak kedisi

    ''Anlık gözlem ve hisler'' demişsin ya sevgili sokak kedisi ; işim bu hayal üretmek hayat satmak diye düşündüm bir an sonra Orhan Veli geldi aklıma onun da dalgacı Mahmut'u vardır hani çok yakışacak şimdi.
    Bir de bu eklendi ilk zamanlar iç esim sonra iç orkestram yeni yeni de iç şiirim gelişiyor :)

    DALGACI MAHMUT

    İşim gücüm budur benim,
    Gökyüzünü boyarım her sabah,
    Hepiniz uykudayken.
    Uyanır bakarsınız ki mavi.

    Deniz yırtılır kimi zaman,
    Bilmezsiniz kim diker;
    Ben dikerim.

    Dalga geçerim kimi zaman da,
    O da benim vazifem;
    Bir baş düşünürüm başımda,
    Bir mide düşünürüm midemde,
    Bir ayak düşünürüm ayağımda,
    Ne haltedeceğimi bilemem.

    Biz blog yazarları birer dalgacı Mahmut'uz bence. Bir şeyler yazıyoruz sonra bir şişenin içine koyup okyanusa bırakıyoruz. İyi de yapıyoruz bak ne güzel sen benim şişemi ben de senin şişeni buldum :)

    YanıtlayınSil
  3. kimseler de bilmez İstanbul'un göbeğinde yaşayan papağanları. Bunlardan bir kere Levent'te bir kere de Maslak'ta görmüştümek olarak.

    YanıtlayınSil
  4. @ hirondelle

    Evet bir çok semte dağılmışlar artık. Mesela Florya'da da varlar.
    Onlar artık yerli kuşlar İstanbul'da yumurtadan çıktılar yerleştiler.
    - Nerelisin?
    - İstabulluyam gibi

    YanıtlayınSil
  5. Pazar günü ordaydım
    one kalabalık öyle dedimde
    birde polenler herbir yanda uçuşuyor
    nerde o eski hali dedi arkadaşım
    yok dedim buraya hafta içi gelmek lazım inan eski halini aramazsın
    bakıyorumda sen şanslı olanlardansın tadını çıkar elbet bizim yerimizede.
    birdaha gittiğimde o papağanları arayacak gözlerim kesin

    YanıtlayınSil
  6. @ Tutsi
    Her yer tenhayken güzel değil mi?
    Evet hafta içi İstanbul daha güzel.Biz hafta içi çalışanlar tatil günleri dışında İstanbul'u keşfetmek için zaman ayırmalı kesinlikle geçen yaz bir hafta izin kullandım ve İstanbul'da iş saatlerinde turist gibi gezdim çok keyifliydi.
    tavsiye ederim

    YanıtlayınSil
  7. Nasıl da imrendim size,ne kadar güzel anlatmışsınız,Mahmut'u ve Parkı...
    Yüreğinize sağlık...

    YanıtlayınSil
  8. @ ebruli günce

    Hoşgeldiniz
    İmrenmeyin marifet bende değil İstanbul'da öyle büyülü bir yerde çalışıyorum ki gelde yazma

    YanıtlayınSil