19 Nisan 2010 Pazartesi

AŞKI BİLEN Mİ YAŞAR YAŞAYAN MI BİLİR






Otuz yaşıma bir otel odasında giriyorum diye düşündü İpek. Aynada ki aksine baktı orta boylu kumral hafif etine dolgun güzel sayılan bir kadın vardı karşında yalnız bir şeyler eksikti. Güzel olmasına güzeldi ama etrafına ben güzelim mesajını vermedikçe kimse fark edemiyordu onu. Saçlar tepeden topuz yapılmış bir çift ela göz, gözlüklerin arkasına saklanmıştı.
Beş yıl önce 25 yaşında genç bir kız olarak TÜBİTAK bursuyla Amerika’ya gelişini hatırladı. Ne kadar mutlu olduğunu, artık başka hiçbir şey istemem herhalde diye düşündüğünü. Nöropsikiyatri dalında ki araştırmaları ilgi çekmiş doktoraya Yale üniversitesinde başlamıştı. Doktora tezi ‘’Aşkın Bilimi ‘’ büyük ses getirmesiyle birçok üniversiteden bu konuda seminer vermesi için davetiyeler alıyordu.
İlk defa başarısı bu akşam onu mutlu edemedi hüzünlüydü farklıydı bu akşam.’’Öf’’ diye söylendi içinden.Dünyanın en güzel yemeklerinin tarif etmek ama hiç yemek yememek benimkisi. Otuz diye tekrarladı içinden otuuuz, öküz der gibi. Yirmili yaşları bırakmıştı. Yirmide ki ‘’i ‘’ harflerini düşündü nasıl ince ve kibarlardı kulağa ne hoş gelirdi yirmili yaşları söylemek.’’Şimdi birden; OTUUUZZZ, çok kaba.’’ Diye düşündü, düşündükleri onu gülümsetti.
Yaptığı onca araştırma ve incelemeyi eline aldı. Tekrar gülümsedi ama şeytani bir gülümseme oturmuştu yüzüne. Yarın sadece yemek tarifi vermeyeceğim, yemek de yapacağım dedi kendi kendine.
Notlarını gözden geçirdi erkeklerin neler ilgisini çekiyordu?
Uzun saçlar evet uzun saçlar sağlık demekti, aslında erkekler üreme içgüdüsü ile karşı cinste sağlam gen ararlardı. Sağlam gen ve doğurganlık mesajı veren her şey sexi ve çekiciydi. Birden düşündüklerinden utandı, sonra vazgeçti. Her canlı üreme aşk içgüdüsü ile donatılmamış mıydı? Bilim kadını olması buna niye engel olacaktı ki? Daha iyisini bile yapabilirdi. Notlarına geri döndü, iri göğüsler anaç ve muhtemel yavruları iyi besler mesajı verdiğinden çekicidir.’’Yarın bir cup büyük gösteren sütyen alırsan bu iş tamamdır’’ diye düşündü. Düzgün bacaklar yuvarlak kalça; sağlam kemik yapısı muhtemel rahat doğum, doğumda bebeğin zarar görmemesi.’’Amaaan çok da farkındalar ya şu erkek milleti neyi niçin beğendiğini. Ben biliyorum ya’’ diye düşündü. En kısa eteğini seçti o da diz üstüydü zaten. Beline kalın kemeri sıkıca oturttu. Evet vücut hatları ortaya çıkınca kendini daha iyi hissetti. Yarın alacağım yeni sütyen ile gömleğin yakasını da biraz açtım mı şahane olacak. Pürüzsüz cilt iyi seviyede kadınlık hormonu demek olduğundan pahalı fondotenini hazırladı. İri gözler, güzellik kriteriydi iri göz gençlik sağlık demek. Gençlik de uzun süren doğurganlık süreci ifade ettiğinden çekici. (çocukların gözleri yüzlerine göre büyük olduğundan) yarın ki sunum için profesyonel makyaj yaptırmaya karar verdi. Çekici yüzü teoride çok iyi biliyordu, pratiği de iyi bir kuaför hallederdi herhalde.

Ertesi sabah çok erken kalkmadı. Sunum öğleden sonra olduğu için vakti vardı. Sağlıklı görünüm dinlenmiş bir yüz ile gerçekleşeceğinden bir saat fazla uyudu. Şehrin en iyi mağazalarından alışveriş yapıp en iyi kuaförüne gitti. Yıllardır uyduruk bir toka ile toplanan saçlar artık dalga dalga omuzlarına dökülüyordu. Bir çift yüksek topuklu ayakkabılar aldı. Odasında hazırlanırken aynada kendine baktı.
’’Mazallah insan kendine bile kötü gözle bakabiliyormuş’’ diye düşündü ve kikirdedi. Gülüşü bile değişmişti.Parfümünü sürerken notlarında ki feromonlar bölümü aklına geldi.’’Kendimi bu kadar çekici hissettiğime göre kesin feromon salgılamaya başlamışımdır’’ diye düşündü.Feromonlar… Tüm canlıların salgıladığı, hiçbir kimyasal izin bir benzerinin olmadığı….,her bireyin kendine has salgıladığı, fark etmeden salgıladığımız fark etmeden koktuğumuz ve yine fark etmeden kokusunu aldığımız cinsel olarak etkilendiğimiz feromonlar….Tüm parfüm endüstrisinin peşinde olduğu araştırmaları için bilim adamlarını destekledikleri sihirli moleküller.Kendini doğanın kollarına bırakmaya karar verdi .Kesin etkili bir şeyler salgılanıyordur diye düşündü.
Artık seminere ve muhtemel yeni kişilerle tanışmaya hazırdı.

Kendinden emin adımlarla taksiye otelden çıkıp taksiye bindi. Boş bir taksi bulması ilk defa bu kadar kısa sürdü. On beş dakika sonra Üniversitenin önündeydi Nöropsikiyatri anabilimdalı başkanı olan profesör Fisher’in odasını bulmak hiç de zor olmadı. Bunda tabii ki soru sorduğu şahısların yardımseverliğini unutmamak gerekir.

Profesör büyük bir ilgiyle karşıladı genç bilim kadınını beraber salona yürüyerek son hazırlıkları yaparak bilgisayar bağlantılarını gözden geçirdiler. Kocaman amfi dolmaya başlamıştı. İlk defa heyecanlanmadı dimdik ayakta ve gülümseyerek gelenleri seyretti kendisi ile gurur duymasını biliyordu da ilk defa kendine hayranlık da duydu.’’Güzel bir duyguymuş’’ diye düşündü.
Büyük bir neşeyle konuşmasına başladı.
‘’Aşkın kaynağı, sanılanın aksine kalp değil, beyin.’’ dedi.’’ O bir buçuk kiloluk, içinde yüz milyar hücre bulunan beyin. Aşık olunacak kişi ile ilgili şablonlar 5-8 yaşlardan itibaren dış ve psikolojik etmenlerle oluşmaya başlar. Bu oluşturduğumuz şablona uygun birine rastladığımızda, beynimizin özel bir bölgesinden hücreler arasında iletişimi sağlayan birçok kimyasallar salgılanır. Hepimizin az ya da çok bildiği heyecanlanmalar, kalp çarpıntıları, enerjik hal; noradrenain,
epinefrin, phenylethylamin ile olmaktadır. Dopamin ve norepinefrin doğal uyarıcılardır. Bizi canlı tutan aşık olduğumuzda uykusuz kılan phenylethylamin ise; şu kelebekler gibi uçuşmamızdan, bir dostumuza rastladığımızda ‘’Hey ben aşık oldum’’ deyip, beline sarılıp, döne döne dans etmemizden, yani hiperaktivitemizden sorumludur.
En ağır bilimsel konuları bile sohbet eder gibi anlatıyordu. Tüm salon güzelliği, hitap şekli ile büyülenmişti adeta.’’Şimdi de aldatmayı araştıralım isterseniz’’dedi.
‘’İtiraf edin en çok da bu bölümü merak ediyorsunuz değil mi?’’









Salondakiler gülmeye başladılar.’’Aşk ve aldatma düşman kardeşler. İstatistiksel olarak erkeklerin yarısı, kadınların üçte biri aldatmaktadır. Aldatma tek eşli toplumun ayrılmaz bir parçasıdır. Erkeği aldatmaya yönlendiren şey, cinsel çeşitlilik yaşama arzusudur. Eşlerine aşık ekekler bile kaçamak yaşayabilirler. Aldatma, üreme dürtüsünün evrimleşmiş halidir ve insan ırkın devamını güvenceye almaktadır.

Kadınlar ise aslında kendi eşleri ile mutlu olmadıklarında kaçamak yaparlar, yeni eş bulma ona bağlanma umdu taşırlar. Aldatma olayında kadınları daha çok duygusal aldatma yaralarken, erkekler ise cinsel aldatmaya karşı tahammülsüzdürler. Peki erkek niçin olayın daha çok cinsel tarafına takılmışlardı? Döllenme kadını içinde olmaktadır. Yani kadın her zaman yavrunu kendine ait olduğuna emindir; ama erkek emin olamaz.

Erkek ısrarla kendi genlerini yeni nesile geçirmek isterken, kadın sadece terk edime, gelecek güvencesini kaygılarını taşımaktadır. Peki aşk nereden gelmiş ve hayatımıza bu kadar yer tutmuştur?

Her şey 300 milyon yıl önce başlamış. O zamanki aşıklar sadece birer sürüngen olduklarından beyinleri; beyin, beyincik ve beyin sapından oluşuyordu. Bu basit beyin beslenmeye, korunmaya ve aşk bağı kurmadan üremeye yetiyordu, duyguları da yoktu. Doğan yavrular yumurtadan çıkıyor zaten bakıma ihtiyaç duymuyorlardı. Bundan 200 milyon yıl önce memeliler ortaya çıktı. Sürüngen beyninin özelliklerine sahip olmakla beraber onlardan farklı olarak son derece karmaşık yapısı olan limbik sistemleri vardı. Bu yeni oluşum sayesinde memeliler ve de insanlar duygularını kayıt edebilmekteyi. Duygular karar vermemizde, davranışlarımızda bizi etkilemekteydiler; çünkü artık memeliler yardıma muhtaç yavrular doğurmaktaydı.
‘’Zaman içinde evrimleşen insan beyni, hem sürüngen hem memeli beyninin özelliklerini taşıyacak; boyutları neocorteks gelişimi ile diğerlerinden ayrılacaktır. Bu bize aklı yürütme ve kendileri için en iyi olanı seçebilme yeteneğini kazandırmış oldu.’’

Bunları anlatan İpek salonum muzır bir ifade ile süzmeye başlamıştı ki, gözleri ikinci sırada kendisini dikkatle izleyen bir çift kahverengi göze takıldı.’’Şu andan sonra söyleyeceklerim ne kadar bilimseldir tartışılır. Muhtemelen erkekler bana çok kzacaklar ama şöyle yorumlayabilir miyiz acaba?

Sadece sex peşinde olan çapkın erkekler sürüngen beyinli, sık sık romantik bağ kurup eş değiştirenler memeli beyinli, sağlam uzun vadeli ilişki kuranlar, insanlarda olan neocorteksi kullanan erkeklerdir.’’


Tüm salon gülüyordu ama gözleri tekrar o kahverengi gözlere takıldı. Salonda sadece iki kişilerdi ve sadece onlar gülüyordu sanki.
İpek sunumunu büyük başarı ile tamamlamıştı. Herkes etrafını sarmış sorular soruyordu. İpek’in gözleri geç akademisyeni arıyordu. Nihayet etrafındaki kalabalık azalınca o da yanına geldi, kendini tanıttı ve söze başladı;’’Bunca anlattıklarınızdan sonra size ne kadar hoş ve etkileyici kadın olduğunuzu anlatsam bir anlamı olmayacak herhalde ama ben size, sizin anlatmadığınız bir şeyden bahsedeceğim. Ben sizin zekanıza hayran kaldım.
İpek düşünmeye başladı;’’Zekamı beğenir tabii. Muhtemelen doğacak yavrulanın da zeki olmasını istiyor.’’


Tam bunları düşünürken yabancı bir iç ses yankılandı beyninde. Bu dün yüzüne oturttuğu şeytani gülümsemenin sesiydi.
_‘’ Salak kız, evet bunu adama söyle, de ki’’ sen benden doğacak muhtemele yavrularının zeki olmasını istediğin için beni beğendin.’’ Söyle söyle de adam ayaklarını kıçına vura vura kaçsın’’.Bir de zeki kızmış, töbe töbe onu bunu bimem ama sosyal zekan yerlerde sürünüyor, bunu çok iyi biliyorum. Çabuk yüzüne bir gülümseme oturt ve teşekkür et.
_’’Çok naziksiniz’’ diye cevap verdi İpek.
_’’bu akşam sizi yemeğe davet etsem, inanılır anlatıklarınız çok ilgimi çekti, ayak üstü konuşmak istemiyorum yemekte konuşsak?’’
-‘’İpek düşünmeye başladı;’’Laboratuarda aç kalan erkek fare çiftleşmeyi düşünmez. Temel ihtiyaçları olan su ve beslenme giderildikten sonra erkek fare çiftleşmek ister.
Bu sefer şeytani iç ses suratına iki tane çakmadan kendine geldi
-‘’Tabii çok iyi olur zaten bu şehre ilk gelişim, hiçbir yeri bilmiyorum.’’
Suratındaki şeytani gülüşün ‘’Oh şükür’’ dediğini duyar gibi oldu.

Kaynakça; National Geographic

8 yorum:

  1. Hareketli bir giriş oldu, iç sese bakılırsa yemek sonrası bereketli bir finale doğru gidilecek gibi :)))

    YanıtlayınSil
  2. @ sokak kedisi
    :)))
    devamını yaz diyen çok oldu ama kırmızı noktaya giriyordu yazamadım :)

    YanıtlayınSil
  3. devamında iç sese çok iş düşecek gibi zira kızımız sokma akılla pek de ümitvar değil doğrusu.

    YanıtlayınSil
  4. @ engin deniz
    Aaaa her şey de devletten beklenmez ki; o kadar belgesel izle etkilen, otur kafanda bir hikaye kurgula, karakterler yarat, işin içine insani duyguları iç ses esprisi ekle ....
    artık gerisi onlara kalmış benden bu kadar :))
    Hanım kızımızın evde kalmaması için elimden geleni yaptım ben.

    YanıtlayınSil
  5. hanım kızımızın davranışı da samimi değil, konuşma sonrası kendisine yazan erkeğin zekâ seviyesini ve maksadını gayet güzel tahlil ediyor; bu tahli sonucunda da genç akademisyen her yerden hata veriyor. buraya kadar güzel ama hanım kızımızın bu herifle çıkmayı üstelik de samimi olmayan kendisini yansıtmayan cevaplarla kabul etmesi kendisinin de sürüngen beyinli bir kadın olduğunu göztermez mi? bir insan(kadın ya da erkek), her yönünden falso veren, kendisine karakter ve yapı olarak yakın bulmadığı bir insanla niye çıkar ki? sürüngen beyin burada kontrolü almış demek ki? bu sunu, eksik olmuş, bunun karşıt cinsteki açıklamaları da gerekli ama hanım kızımız davranışları ile bu sunuyu biz şanslı okurlarına fazlasıyla yapmış:)))

    YanıtlayınSil
  6. @ adsız
    Hımm erkeğiz galiba alınmış gördüm sizi

    YanıtlayınSil
  7. cins-i kereste veya cins-i lâtife, ne önemi var, önemli olan doğru yazıp yazmadığım... hem bu bir alınma değil, edebi açıdan tahlil ettim bu parçayı... ben ciddi olarak, bu bilgilendirmenin kadınlara yönelik kısmını hanım kızımızın davranışıyla vermek istediğinizi düşündüm, buz dağının üstü ile birlikte bir de görünmeyen kısmını örtük bir şekilde vermek istemişsiniz, güzel de olmuş, her şeyin görüneninin yanından görünmeyeni de var, edebiyat da biraz bu görünmeyenlerin farkına ve zevkine varmak değil mi? tek açıdan bakıp alınsam, "hıh, bu da suçun hepsingi irkek kısmınga atanlardang biri vallaha" derdim...

    YanıtlayınSil
  8. ee yatti mi simdi bunlar?:)
    merakli melahat

    YanıtlayınSil