19 Temmuz 2014 Cumartesi

ÇOK UĞRAŞTIM BU KALPSİZ DÜNYAYI SEVEBİLMEK İÇİN

Bak yine gülümsedim işte. Bu yazıyı yazmak için defteri kalemi elime alıp çatı katına çıktığımda bu cümleyi kuracağım hiç aklıma gelmemişti. Dün terasımda zamansız açmış mandalina ağacının çiçeklerine bakarak düşünmüştüm ‘’Bahar mevsimi de geçti, şimdi bu çiçekleri dölleyecek arılar gelir mi ki ?

Omuzlarımda sanki dünyanın tüm hüznünü taşıyormuş gibi çatı katına çıktım, mandalina ağacında dolaşan arıları görünce kocaman gülümsedim ‘’Hey gelmişsiniz ya aferin size’’

Eee ne oldu şimdi ? Hani tüm dünyanın hüznünü yüklenmiş ve son günlerde ayrına vardığım geçkin yaş Pollyanna tarzıma veryansın edecektim ?

Şöyle bir yokladım kendimi evet orada duruyor hala. Bir şarkıdan fırlamış olan o cümle, 2-3 gündür beynimin içinde az çirkeflik yapmıyor bana.

‘’Çok uğraştım bu kalpsiz dünyayı sevebilmek için’’

İnsanın; ‘’ Aslında sevecek bir şey yok, insanlar da berbat ama sen salak geçkin bir Pollyanna olduğun için seviyorsun bu dünyayı’’ şeklinde bir farkındalık yaşaması çok kötü.
Doğrusu  doğa sevgisi, insan sevgisi ve bu bağlamda yaşanan iyimserlik ve mutluluk hissi çocukluğumdan babamdan miras bana.

İlk hatıralarımdan, 3-4 yaşlarındayım duvarda asılı mavi çinili bir tabakta,  elinde bir tespih, başında kocaman bir şey,  şişman bir amca var, öyle eğmiş başını düşünceli düşünceli oturuyor.

Sık sık o tabağa bakmamdan dolayı ilkokul mezunu olan babam yaşıma indirgeyerek bana Mevlana’yı ve ileriki yıllarda da o tabaktaki yazının ne anlama geldiğini anlatmıştır.

-          ‘’ Gel ne olursa ol yine gel, ister kafir ister Mecusi, ister puta tapan ol yine gel. Bizim dergahımız ümitsilik dergahı değildir, yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel.

Sadece Mevlana değil, çocukluğum boyunca evimizde canlılar ve bitkiler oldu. O ev hayvanlarının sevgisini  ya da adam boyuna ulaşmış  bir bitkinin mucizevi heyecanını yaşayarak büyüdüm. Yine de baba kız olarak çok zorlandığımız zamanlarda olmadı değil.

Kocaman  iri yapraklı bir bitkinin toprağına karıncalar yuva yapmıştı hem bitkinin köklerine zarar veriyor hem de salonda metrelerce karınca katarları oluşturuyorlardı.

Bir gün babam elinde zehirle geldi benim saatlerce arkadaşlık yaptığım, izlediğim karıncaları zehirledi.

(O yaşlarda henüz kardeşlerim doğmamıştı. Annem fazla konuşmaz babam ise tüm gün fabrikada çalışırdı. Evimiz ise Almanya’da bir sanayi şehrinin merkezindeydi pek dışarı da çıkamadığımdan, kendi küçük dünyamda hep içimden konuşarak kendimi oyalamayı öğrenmiştim)

O kadar çok ağlamıştım ki anlayamıyordum babam anlatıyordu, bazen zararlı böceklerin öldürülebileceğini, o da tepkimin karşısında paniklemişti, ne kadar dil dökse,  anlayamıyordum işte.  Çok ağladım babama kırıldım ve ilk gerçek dünya ile karşılaşmam o an oldu sanırım dört yaşında vardım yoktum, Zararlı canlılar vardı, babam canımdan çok sevdiğim güvendiğim babam karıncalarımı öldürdü.

Bu dünyada ölüm vardı, insanın elinden çıkan ölümler vardı, zararlı canlılar vardı….

Büyüdüm,  insanları sevdim,  doğayı sevdim yani tüm canlıları sevdim ve her zaman sevgimin karşılık bulduğunu,  insanların beni hayal kırıklığına uğratmadığını savundum. Her insanda iyi bir taraf vardır herkes özünde iyidir işte.

  -SALAKKKK

Öyle diyor iç sesim bugünlerde bana. ‘’Salak’’ diyor, ‘’Pollyana çocuk masalıdır bu kart yaşında Pollyannacılık oynarsan böyle salak olursun işte.

Çok sıkıldım, her gün ölüm haberleri, insan elinden çıkmış felaketleri okumaktan, din adına, ırk adına yapılan katliamlardan, bu insanoğlunun neresi iyi ?

Ya da herkesten nefret eden insanlara ne demeli ?  Yaşam enerjini alıp kendi içlerindeki karanlığı bulaştıran modern çağın vampirleri onlar. Hani insanlardan hiç zarar gelmemişti bana ?

Son bir iki yıldır, kırk yıldır oluşturduğum yaşam felsefemi, inançlarımı değerlerimi yitirdim. Şaşkın kocaman ürkmüş,  çocuk gözlerle izliyorum dünyayı ama çocuk değilim artık ve yaşam enerjim yaşlı, yeniden bir şeylere inanacak, yeniden adım adım, tuğla tuğla yıkılanları onaracak ne gücüm ne de babam var.

O da zaten karıncaları öldürmüştü.

Hem herkesi her şeyi koşulsuz sevmek insanı mutlu etseydi Mevlana o kadar boynu bükük ve üzgün olmazdı o tabakta.

Ama ben yine de bu yazıyı tam yazacakken gülümsemiş miydim mandalina ağacının üzerindeki arılara?
O arı da bu yazının arifesinde gelmeyeydi iyiydi.


Böyle berbat bir ruh haliyle mi bitireyim ? Yoksa her zamanki gibi İyimser mesaj mı vereyim  karar veremedim onu da size bırakıyorum canınız  ne isterse onun alın bu yazıdan.

2 yorum:

  1. Sevmemek için gerçekten çok nedenimiz var. Sevmek içinse +1. Herşeye rağmen gülümsemeyi başarmak gerek. Yoksa bir trafik kazasına bile kızabiliyor insan. Katilleri canileri, sebebi ne olursa olsun kin ve nefret üretenleri görünce zaten dayanamıyorsun. Yine de. umut işte... gülümse
    https://www.youtube.com/watch?v=yks24f0GxoI

    YanıtlayınSil
  2. O kadar uğramaz olmuşum ki bu sayfalara yorumu bile yeni gördüm teşekkürler efem, gülümsedim.

    YanıtlayınSil